Esaret 166 – Imamo problem sa poverenjem, ne veruje mi
Film, ağır bir travmanın ardından hafızasını kaybeden genç bir kadının hem geçmişini hem de kendi kimliğini yeniden keşfetme mücadelesini anlatıyor. Hikâye, kadının bir psikiyatrist karşısında oturup hislerini tarif etmeye çalıştığı sahneyle başlıyor. Ancak yaşadığı durum o kadar derindir ki ne hissettiğini bile tam olarak anlayamaz. Kendini, hızla ilerleyen bir arabanın içinde gibi hissettiğini söyler; görüntüler bulanık, anılar parçalanmış ve hiçbirine ulaşamamaktadır. Doktor ise ona hafızanın insan zihninin en güvenli limanı olduğunu, zamanla o limanı yeniden bulabileceklerini anlatır.
Kadının en dikkat çekici sözleri ise iç dünyasını tarif ettiği anda gelir. Geçmişi, insanın kalbinin ortasına kurduğu bir eve benzetir. Fakat kendi evinin artık yıkılmış olduğunu düşünmektedir. Herkesin içinde sağlam duran bir yuva vardır ama onunki enkaza dönmüştür. Bu yüzden sürekli “üşüdüğünü”, özellikle de kalbinin üşüdüğünü söyler. Film boyunca bu metafor sık sık tekrar edilir ve karakterin ruhsal boşluğunu temsil eder.
Doktor, tedavi sürecinin uzun ve hassas olacağını açıklar. Ani korkular, şoklar ve travmatik olaylar hafızasının geri gelmesini zorlaştıracaktır. Bu yüzden ailesinin desteği çok önemlidir. Kadının yanında kalan adam ise bu süreçte ona büyük bir sabırla yaklaşır. Kadının ona güvenmediğini hissetse de bunu kabullenir çünkü doktor, hafızasını kaybeden birinin insanlara yeniden bağlanmasının zaman alacağını söylemiştir.
Adamın davranışları başta gizemli görünür. Sürekli onu korumaya çalışır, ilaçlarını içmesini sağlar, yemek yemesi için uğraşır ve dinlenmesini ister. Ancak kadın onun kim olduğunu tam olarak hatırlayamadığı için aralarında görünmez bir mesafe vardır. Adamın bakışlarında büyük bir suçluluk hissi olduğu sezilir. İzleyici, geçmişte yaşanan korkunç olayların merkezinde aslında onun olabileceğini düşünmeye başlar.
Eve gelen yeni hizmetçi Gonca’nın sözleri ise hikâyeye başka bir boyut kazandırır. Kadına evin “hanımı” olduğunu söylemesi, geçmişte çok güçlü ve önemli biri olduğuna dair ipuçları verir. Ancak kadın kendi hayatına dair hiçbir şey hatırlamadığı için bu sözler onda daha büyük bir boşluk yaratır. Her köşe, her eşya, her yüz tanıdık gibidir ama aynı zamanda tamamen yabancıdır.
Film ilerledikçe hafızayı tetikleyen küçük detaylar önem kazanmaya başlar: kokular, müzikler, sesler ve bazı dokunuşlar. Kadın zaman zaman kısa anılar görür; bir kavga, korku dolu bir gece ve gözyaşlarıyla dolu parçalanmış görüntüler zihninde belirir. Bu anılar geri geldikçe aslında hafızasını kaybetmesine neden olan olayın sandığından çok daha karanlık olduğu anlaşılır.
Final bölümünde kadın, yanında duran adamın geçmişte ona büyük bir acı yaşattığını öğrenir. Ancak aynı adam şimdi onu korumak için her şeyini feda etmektedir. Kadın bir seçim yapmak zorunda kalır: Geçmişin enkazında kaybolmak mı, yoksa yeni bir liman kurup yeniden yaşamayı öğrenmek mi? Film, hafızanın yalnızca anıları değil, insanın kalbini de şekillendirdiğini gösteren duygusal ve dramatik bir sahneyle sona erer.
