LA PROMESSA 31 – 3 GIUGNO: IL RITORNO CLAMOROSO DI SANTOS SEMINA IL CAOS AL PALAZZO
La Promesa malikanesinin duvarları arkasında gizem, tutku ve trajedinin harmanlandığı, dengelerin bir kez daha kökten sarsıldığı yeni bir dönem başlıyor. Filmin hikayesi, uzun süredir fırtınalı ilişkiler, bitmek bilmeyen kavgalar ve ağır baskılar altında ezilen Angela’nın nihayet içsel bir huzur bulmasıyla açılıyor. Genç kız, annesi Leocadia ile olan yıpratıcı ilişkisini büyük fedakarlıklarla onarmayı başarmıştır. Annesine hukuk eğitimine kararlılıkla devam edeceğine ve saygın bir avukat olma hayalinden asla vazgeçmeyeceğine dair gözyaşları içinde verdiği söz, Leocadia’nın üzerindeki asfiyan psikolojik baskısına son vermesini sağlar. Bu zoraki uzlaşı, Angela’nın kalbindeki ağır yükü hafifleterek onu uzun zamandır her düşüncesini işgal eden genç Curro’nun kollarına iter.
Aralarındaki elektrik ve aylardır izleyicinin beklediği o büyüleyici çekim nihayet gerçeğe dönüşür. Aile içi çatışmaların prangalarından kurtulan iki aşık, kendilerini trajedinin gölgesinde yeşeren tutkulu, gizli ve son derece yoğun bir aşka bırakırlar. Ancak malikanenin spiyane ve acımasız kurallarını bilenler için bu mutluluk sadece yaklaşan bir fırtınanın sessizliğidir. Eski kin ve nefretinden beslenen don Lorenzo, gençlerin bu gizli ittifakını ve mutluluğunu büyük bir hazımsızlıkla izlemektedir. Lorenzo’nun aşkı baltalamak için arkadan çevireceği karanlık entrikalar ve acımasız komplolar, Angela ve Curro çiftini her zamankinden daha sert bir hayatta kalma sınavına zorlayacaktır.
Aşk cephesinde bu gizli heyecan yaşanırken, sarayın diğer tarafında Catalina hayatının en karanlık, en parçalayıcı kâbusuyla yüzleşmek zorunda kalır. Küçük kızı Raffaela, aniden ortaya çıkan, çok şiddetli ve amansız bir ateşli hastalığın pençesine düşer. Küçük kızın durumunun her saniye daha da kötüleşmesi, tüm malikaneyi derin bir panik ve çaresizlik havasına sokar. Catalina, kızının yatağı başında ellerini sıkıca tutup alnını ıslatırken, onun ölümle olan savaşı karşısında adeta darmadağın olur. Sarayın koridorlarında asılı kalan ölümcül risk ve geri dönüşü olmayan komplikasyon korkusu soluk almayı bile imkansızlaştırırken, bu trajediden beklenmedik bir insanlık dersi doğar: Geçmişteki tüm kırgınlıklara ve sert kavgalara rağmen Martina, muazzam bir olgunluk göstererek Catalina’nın yardımına koşar. Kişisel tüm husumetlerini bir kenara bırakan Martina, kızının başından bir an olsun ayrılamayan Catalina’nın yokluğunda malikanenin tüm günlük işlerini ve idari yönetimini tek başına sırtlanır. Bu asil dayanışma jesti, en derin acıların karşısında eski düşmanlıkların bile silinebileceğini gözler önüne serer.
Tüm bu insani dramın ve yaşam mücadelesinin uzağında ise aristokrasinin spiyetçi çarkları durmaksızın dönmeye devam etmektedir. Toprak sahipleri arasındaki ekonomik çıkar çatışmaları ve yönetim krizleri alevlenirken, ateşe körükle gitmek üzere eski kafalı, katı ve inflesibl bir figür olan baron de Valladares sahneye çıkar. Saraya oldukça kibirli, tehditkar ve buyurgan bir tavırla giriş yapan aristokrat, gelenekçi fikirlerini zorla dikte ettirmek ve mülk üzerindeki sarsılan otoritesini yeniden kurmak için yeni çatışmaların fitilini ateşler. Film; gizli odalarda tüketilen trajik bir aşkın, bir annenin evladı için verdiği ölüm kalım savaşının ve kapıya dayanan acımasız feodal tehditlerin yarattığı devasa kaosun ortasında, hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı o karanlık dönüm noktasıyla zirveye ulaşıyor.
