LA PROMESA NUNCA HABÍAMOS VISTO ASÍ A CRISTÓBAL || CRÓNICAS de
La Promesa dizisinin sadık izleyicilerinin çok uzun zamandır adeta nefesini tutarak beklediği, hayallerini kurduğu o tarihi ve sarsıcı kırılma noktası nihayet kapıya dayandı. Bugüne kadar saraydaki herkesi parmağında oynatan, Marki Alonso’yu manipüle eden, öz kızı Ángela’yı acımasızca kontrol altında tutmaya çalışan, yalanlarla, şantajlarla ve en önemlisi zavallı Dejana’nın kan donduran cinayetiyle ellerini kirleten Doña Leocadia de Figueroa için yolun sonu görünüyor. Her zaman yaptığı kötülüklerin yanına kar kalmasına alışmış olan bu kibirli kadına, bu hafta ilk defa birisi boyun eğmeyecek ve onu hayatının en büyük şokuyla baş başa bırakacaktır. Ancak bu darbe, beklendiği gibi Marki Alonso’dan değil, Leocadia’nın yatağını ve en karanlık sırlarını paylaştığı gizli sevgilisi, mayordomo Cristóbal Ballesteros’tan gelecektir.
Santos Pellicer’in trajik ölümünün ardından malikaneyi saran yoğun yas dalgası ve baba Ricardo’nun evlat acısıyla tamamen paramparça olması, saraydaki tüm dengeleri değiştirmiştir. Hizmetlilerin gösterdiği muazzam insani dayanışma karşısında Doña Leocadia, her zamanki acımasızlığı ve kibirliliğiyle sadece “asil aristokrat maskesini” ve “saray kurallarını” düşünmektedir. Santos’un cenaze merasiminin malikanenin asiller kısmında yapılmasına açıkça karşı çıkan ve sadece dış görünüş ile statü derdine düşen Leocadia, bu insanlık dışı tavrıyla Cristóbal’ın içindeki bardağı taşıran son damla olur. Bugüne kadar sevgilisinin pek çok açığını kapatan, görmezden gelen ve durumu idare eden Cristóbal, yaşanan bu büyük trajedi karşısında daha fazla sessiz kalamaz ve adeta bir yanardağ gibi patlar. Leocadia’nın karşısına dikilerek onun vicdansızlığını, merhametsizliğini ve kibirli bencilliğini yüzüne tokat gibi çarpar. En yakın müttefikini ve sırdaşını kaybetmeye başlayan Leocadia, adeta yapayalnız kalacağı bir çöküş dönemine girer; zira Alonso artık ondan nefret etmekte, kızı Ángela her geçen gün ondan uzaklaşmakta ve Curro ile Pía onu tamamen yok etmek için fırsat kollamaktadır.
Bu büyük saray içi savaşın bir diğer cephesinde ise Kaptan Lorenzo (Kaptan Keneler), ikiliyi öpüşürken yakalamış olmanın verdiği şantaj gücüyle Leocadia’nın boğazındaki düğümü iyice sıkmaktadır. Onu Madrid’deki nüfuzlu bağlantılarını kullanmaya zorlayan ve köşeye sıkıştıran Lorenzo, geçmişte herkesi manipüle eden Leocadia’yı şimdi kendi oyununda piyon haline getirmiştir.
Ancak bölümün ve geleceğin asıl patlayıcı bombası, müfettiş Pía Adarre’nin kaleme aldığı o gizemli mektupta saklıdır. Pía’nın, Hann Expósito cinayetinin arkasındaki tüm korkunç gerçekleri ve asıl katilin Doña Leocadia olduğunu detaylarıyla anlattığı ve Curro’ya ulaştırmak istediği bu mektup, şu an Cristóbal’ın elindedir. Cristóbal mektubu henüz okumadığını söylese de, Leocadia’nın gerçek yüzünü görmeye başladığı bu kırılma anında mektubu açması an meselesidir. Bir yanda tutkulu aşkı, diğer yanda ise vicdanı ve bir katilin saklanan doğruları arasında kalacak olan Cristóbal’ın bu mektubu okuması, La Promesa malikanesindeki tüm maskeleri sonsuza dek düşürecek ve Leocadia’yı geri dönüşü olmayan bir felakete sürükleyecektir.
