LA PROMESA! ¿VUELVE LOPE SALIDAS Y REGRESOS
La Promesa malikanesi, tarihinin en karanlık, en trajik ve taşların yerinden oynayacağı dehşet dolu bir haftaya sahne oluyor. Saray duvarları arasında yankılanan entrikalar bu kez sadece kalpleri kırmakla kalmıyor, açıkça can alıyor. Katil ruhlu Don Gonzalo yani Carril Dükü’nün gözünü kırpmadan ateşlediği o uğursuz silahtan çıkan kurşun, genç Santos Pellicer’in sonunu getirmiştir. Santos’un, bir anne gibi gördüğü Petra’ya son anlarında bir fotoğraf hediye edip helallik istemesi ve hemen ardından öz babası Ricardo’nun çaresiz kolları arasında can vermesi, tüm malikaneyi derin bir yasa boğar. Ancak bu kanlı veda saraydaki yaprak dökümünün sadece başlangıcıdır; çünkü bu hafta itibarıyla maskesi düşen diğer karakterler için de geri sayım başlamıştır.
Santos’un ölümüne dolaylı yoldan sebep olan ve Julieta’yı ölümcül şekilde yaralayıp kaçan “büyük bölüm sonu canavarı” Carril Dükü, arkasında büyük bir enkaz bırakarak kayıplara karışmıştır. İzleyicilerin günlerdir “Bu adam nasıl olur da birini öldürüp diğerini ağır yaralayıp elini kolunu sallayarak kaçar?” sorusu nihayet yanıt buluyor; çünkü Guardia Civil dükün peşindedir ve aktörün diziden ayrılış senaryosu dışarıda yakalanmasıyla son bulacaktır. Öte yandan hizmetliler katında bir diğer ayrılık rüzgarı Estefanía için esmektedir. Carlo hakkındaki iğrenç yalanları ve şantajları tamamen deşifre olan Estefanía, köşeye sıkışınca suçu María Fernández’e atıp “bana zorbalık yapıyor” tiyatrosuna soyunsa da bu ucuz numara yemez. Gerçeklerin ortaya çıkmasıyla birlikte, mayordomo Cristóbal Ballesteros ve Teresa bu hafta sonuna doğru Estefanía’yı yaka paça kapı dışarı edecek ve hain kadın hak ettiği cezayı saraydan kovularak çekecektir.
Haftanın en büyük gizemi ve asıl büyük spoilerı ise Cuma günkü bölümde gizlidir. Yaşanan felaketlerden dolayı kendini suçlayan, bir yanda Santos’un ölümü, diğer yanda Julieta’nın yaşam mücadelesiyle vicdan azabı çeken Vera, mutfakta aşçılarla birlikte gözyaşı dökerken kapı eşiğinde aniden gizemli bir karaltı belirir. Herkes bu kişinin katil dük ya da Vera’nın kardeşi Federico veya annesi Doña Amalia olabileceğini düşünerek ürperirken, kapıdan içeri giren kişi aslında izleyicinin sevgilisi Lope’den başkası değildir! Vera’nın tam her şeyini kaybettiğini düşündüğü, en dipten vurduğu bu trajik anda Lope’nin bir kurtarıcı ve duygusal bir merhem gibi geri dönüşü, genç kız için adeta bir can suyu olacak ve ikili arasında yeni bir dönemi başlatacaktır.
Sarayın asiller kısmında ise tam bir insanlık dramı ve bencillik savaşı yaşanmaktadır. Julieta ameliyat sonrası sedatize edilmiş halde ölümle pençeleşirken, bencil ve antipatik eşi Ciro’nun karısının ateşinin çıkıp çıkmadığından bile haberi yoktur; sanki hiçbir şey olmamış gibi umursamazca sarayda gezinmektedir. Buna karşın,Manuel’in hastane yatağı başında Julieta’nın ellerine kapanıp “Ölemezin, beni bir kez daha Hann gibi yapayalnız bırakamazsın!” diye feryat etmesi yürekleri parçalar. Ancak izleyicilerin korktuğu olmayacak; Julieta her ne kadar ertesi gün yatağında büyük krizler ve sıçramalar yaşasa da ölmeyecek, hayata tutunacaktır. Julieta’nın iyileşmesiyle birlikte Ciro ile olan evliliğindeki ipler tamamen kopacak ve La Promesa’da yepyeni bir hesaplaşma dönemi başlayacaktır.
