IO SONO FARAH ANTICIPAZIONI: BEHNAM CREDE DI AVER UCCISO TAHIR E FARAH PRECIPITA NEL DOLORE

İstanbul’un üzerine çöken o karanlık ve kasvetli gece, sadece iki adamın ölümcül randevusuna değil; köklü bir aşkın, acımasız bir mülkiyet takıntısının ve çaresiz bir annenin intiharına giden trajik yollara ev sahipliği yapmaktadır. Fara, sanki ayaklarının altındaki zemin kayıyormuşçasına derin bir suçluluk ve korku hissiyle namlunun ucuna doğru yürümektedir. İçindeki en büyük azap, hayatının tek sığınağı olan Tyre’ı (Ty), Benham gibi bir canavarın yarattığı o vahşi cehennemin tam ortasına çekmiş olmasıdır. Diğer tarafta Benham, Tyre’ı sadece bir düşman değil, kendi hakkı olarak gördüğü Fara’yı ve hayatını elinden alan bir hırsız olarak kabul etmektedir. Bu yüzden bu yüzleşme onun için sıradan bir hesaplaşma değil; nefret, kıskançlık ve bastırılmış bir öfkeyle beslenen amansız bir mülkiyet savaşıdır.Io sono Farah, spiegazione del finale: cosa succede a Tahir e Farah

İki adam arasında kelimelerin bittiği, saf şiddetin ve primitif dürtülerin konuştuğu o dehşet anlarında zaman adeta durur. Fara’nın durması, vazgeçmesi ve Kerim için kurdukları geçmişteki bağları hatırlatması için attığı çığlıklar Benham’ın kibir duvarına çarpıp geri döner. Üstelik ölümcül kavga sırasında kader Tyre’a büyük bir koz verir; Benham’ı uçurumun kenarında boşluğa itip her şeyi bitirme şansı yakalar. Ancak Tyre, düşmanına benzememeyi seçerek büyük bir insanlık erdemi gösterir ve düşmekte olan Benham’a elini uzatır. Ne var ki Benham, bu saf erdemi bir minnetle karşılamak yerine, haince bir hamleyle Tyre’ı sertçe boşluğa doğru iter. Tyre karanlık uçuruma doğru hızla yuvarlanırken, Benham rakibini kesin olarak öldürdüğünden emin bir şekilde, arkasına bile bakmadan oradan uzaklaşır.Tradimento si congeda e lascia spazio a Io Sono Farah - Davide Maggio

Fara için o an dünya tamamen durur ve kalbi adeta buz keser. Tyre’ın aşağıda bir kum yığınının üzerine düşerek mucizevi bir şekilde hayatta kaldığından tamamen habersiz olan genç kadın, sevdiği adamın öldüğü gerçeğiyle tamamen yıkılır. Ancak Benham’ın acımasızlığı bununla da sınırlı kalmaz; Fara’nın elindeki tüm kozların bittiğini görerek ona en büyük, en ölümcül darbeyi indirir: Küçük oğlu Kerim’i çoktan İran’a gönderdiğini soğukkanlılıkla itiraf eder. Hem hayatının aşkını hem de canından çok sevdiği evladını aynı gece kaybeden Fara için artık yaşamanın, direnmenin ve nefes almanın hiçbir anlamı kalmamıştır. Geçmişte Kerim’i korumak uğruna Tyre’a yalan söylediği, onu yaraladığı ve Benham’a dönmek zorunda kaldığı tüm o acı hatıralar zihninde birer bıçak gibi dönerken, derin bir rassegnazione (kabulleniş) içine girer. Bileklerinden akan her damla kanla birlikte acıyı hissetmeyi bırakmak, bu amansız kabustan uyanmak ister. Büyük final yaklaşırken, Tyre her bir nefeste hücrelerini kavuran fiziksel acıya meydan okuyarak Fara’yı Benham’ın pençesinden kurtarmak için ölümle pençeleşerek ayağa kalkmaya çalışmaktadır. Ancak bu üç farklı gerçeklik; yani Tyre’ın hayatta kalma mücadelesi, Benham’ın kibirli zafer sarhoşluğu ve Fara’nın ölümün kıyısındaki sessiz vedası, zamanın acımasız çarkları arasında trajik ve geri dönülemez bir felakete doğru hızla sürüklenmektedir.